ADÜ Menü
ADü LOGİN

Didim Sosyal Tesisleri Kültür ve Kongre Merkezi
Adnan Menderes Üniversitesi

Yakın Çevre

YAKIN ÇEVREDE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Aydın Didim Apollon Tapınağı


Antik coğrafyacı Strabon, Didim’deki Apollon Tağınağı’nı dünyanın en büyük ve en görkemli tapınağı kabul eder. Antik dünyanın en önemli kehanet merkezlerinden biri olarak ünlenen tapınağın ithaf edildiği Apollon, Zeus ve Leto’nun oğlu, Ay Tanrıçası Artemis’in de ikiz kardeşi güneş, ışık, müzik ve kehanet tanrısı olan Apollon, kökeni Hititlere dek uzayıp giden bir Anadolu Tanrısı  6. yüzyılda Milet ile Didim arasındaki “Kutsal Yol” üzerine tapınak inşa edilmiş; Apollon’un tunç heykeli de tapınağa hediye edilmiş.

PRIENE

12 İyon kenti olan Milet, Priene, Myus, Efes, Kolophon, Eritrai, Klazomenai, Foça, Samos, Kios, Teos, ve Lebedosun meydana getirdikleri dini ve siyasi birliğin toplantı merkezi olan "Panionion", Prienenin sınırları içinde kalıyor ve buradaki törenleri Priene'liler yönetiyorlardı. Bu da Prienenin önemini arttırıyordu. Gerçekten de Milet, Didim ve Priene Antik Kentlerinin yer aldığı bölge, Anadolu'nun en güzel bölgelerinden birisidir.Priene'nin kelime anlamı"Hisar Yurdu" demektir. Priene kentinin ilk yerleşiminin nerede kurulduğu belli değildir. Kent M.Ö. 350 yillarina doğru bugünkü yerinde yeniden inşaa edilmiştir. Milet'li ünlü şehirci-mimar "Hippodamos"un, kendi adıyla anılan "Hippodamos Planı"na göre yeniden inşaa edilen bu kent, arkeolojide Hellenistik çağın en güzel kentlerinden biri olarak bilinir.

Magnesia

Magnesia, kendi rızası ile Büyük İskender’le birleşene kadar (İ.Ö. 334) Perslerin yönetiminde, daha sonra da onun komutanları tarafından kurulan Hellenistik dönem krallıklarından, önce Seleukos krallığının (İ.Ö. 240), daha sonra da Bergama krallığının (İ.Ö. 189) hâkimiyetindeydi. Bu yıllar kentin en görkemli dönemleriydi. Kent, Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konumdaydı. Bu yıllarda Miletos ile yaptığı savaşı kazanan Magnesia'nın, sınırlarını Miletos ile komşu olacak şekilde Hybandos nehrine kadar genişlettiğini yine bir yazıttan öğreniyoruz. İ.Ö. 133 yılında Bergama krallığının vesayet yoluyla Roma imparatorluğuna bağlanmasıyla Magnesia da Asia eyaleti olarak adlandırılan Anadolu’daki Roma kentlerinden biri haline geldi. İ.Ö. 87 yılında Pontus kralı 4. Mithradates’e direnerek, Roma'ya bağlılığını kanıtlayan kenti Sulla bağımsızlıkla ödüllendirdi. Roma döneminde Magnesia’nın nüfusu daha da artmış ve kent, sur sınırlarının dışına taşıp Gümüşçay’ın karşı kıyısında da yayılarak genişlemiş olmalıdır. Magnesia’nın kendisini 3. Gordianus (İ.S. 238–244) dönemine ait bir sikke üzerinde Asia’nın 7. kenti olarak nitelendirmesi belki de bu büyümesiyle bağlantılıdır. Magnesia’nın bu görkemi 262’de Ephesos ve Priene gibi Gotlar tarafından yakılıp yıkılmasıyla sona ermiş gibi görünüyor. Kent, M.Ö. 620–630 yıllarında Pers kralı II. Hüsrev’in (591–628) ordularının akınlarına karşı koymak üzere Artemis kutsal alanı çevreleyen surun içine çekilmişti. Magnesia 12. yüzyılda bir Bizans kenti ve piskoposluk merkezi olarak geçmektedir. Kentin 1300’lerden sonra Aydınoğulları Beyliği'nin hâkimiyeti altına girdiği, daha sonra karşılaştığı nehir taşkınlarının getirdiği hastalıklar sonunda da terk edilmesiyle ortadan tamamen kalktığı anlaşılmaktadır

 


Rum Kilisesi

2007 yılından itibaren Kültür Merkezi ve Kütüphane olarak hizmet vermeye başlamıştır. Kilise Osmanlı Döneminde 1870’lerde yapılmıştır. Akbük Belde merkezinde iskelenin kenarında yer almaktadır. 1970’lerde ilkokul olarak kullanılan kilise iki giriş kapısına sahip olup taş işçiliğin güzel bir örneğini sergilemektedir.

 


Şapelin (Tonozlu Yapı)

Roma’nın Hristiyanlığı baskı altında tuttuğu döneme ait olan ve gizli bir tapınma yeri olarak şapelin özenle korunarak bugüne kadar muhafaza edilmiştir. Bu taş yapının daha önce o bölgede yaşamış yaşlıların söylediklerine göre bir dönem çamaşırhane ve çeşitli amaçlar için kullanıldığı bilinmektedir.

Tarihi Su Sarnıcı

Rumlar zamanından kalma su kanalları ile zamanın en görkemli mimarisini çizmiş olan Sarnıç zamanında Akbük’ün en görkemli içme suyu kaynaklarından birisi konumundaymış.

 

Saplı Ada

Saplı Ada aslında bir ada değil; yarım adadır. Denizin içinden bir aracın bile kolayca geçebileceği bir deniz yolu bulunmaktadır. Deniz çekildiğinde adaya yürüyerek yada araçla geçilebilir zaman zaman deniz yükseldiğinde kara ile bağlantısı kesilmektedir. Tepeden bakılınca bir cezveyi andıran Saplı ada çevresindeki kumsallar enfes bir seçenektir Akbük’te.

Bodrum - Milas

Bodrum Adnan Menderes Üniversitesi Didim Sosyal Tesisleri Kültür ve Kongre Merkezine 90 dakikalık mesafede, Milas ise 40 dakika mesafededir. Tesislerimizden Bodrum ve Milas'a günübirlik gidip gelebilirsiniz.

Selçuk - Efes

Selçuk ve Efes'teki tarihi dokuyu görmek sizleri etkileyecektir. Bunun için tesislerimizden 90 dakika mesafede yeralan bu tarihi mutlaka görmenizi tavsiye ederiz.

Ayrıca, Milet'i gezin, Priene'yi görün ve bu şehre ait olan efsaneleri dinleyin. Fotoğraf makinenizi almayı sakın unutmayın. Yakın yerlerde bulunan tatil bölgelerine gitme fırsatını kaçırmayın. Altın renkli kumların zevkini çıkarın ve zeytinyağıyla yapılan yemeklerin tadına bakın. Tarihi yerlerin başında Apollon apınağı geliyor. Apollon antik dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmasının yanında, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı1 nın mimari ikizidir.